Son Güncelleme: 27 Şubat 2015 13:06
Memur-Sen İl Temsilcisi ve Sağlık-Sen Çorum Sağlık Başkanı Ahmet Saatcı, 28 Şubat süreciyle ilgili yaptığı basın açıklamasında:” 28 Şubat süreci bir darbe sürecidir. Darbe kavramına baktığımız zaman, eğer 28 Şubat darbe değilse, Türkiye’de hiç darbe yapılmadı demek de mümkün olabilir veya bütün darbeler kirlidir, ama bunların en kirlisi de postmodern 28 Şubat darbesidir. Darbenin başında bu paşalar vardı. Paşalar askerdir, devletin memurudur, devletin memuru Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, hukuk devletinin emrindedir, siyasetin emrindedir. Maalesef bu paşalar kendilerini her şeyden üstün görmüşlerdir. Siyasetçilere, bakanlara hatta başbakana bile hakaret ettiler. Paşalar bugün Erbakan Hocamızın hoşgörüsüne sığınmaya kalkışarak bir medet umma arayışındalar. Ama onların yaptığı en büyük zulüm başta başörtülü kızlara ve Erbakan Hocamıza olmuştur. YAŞ kararıyla Mehmetçiği eşi başörtülü olduğu için Peygamber ocağından atan bunlar değil mi? Eğer Türkiye hukuk devleti ise ki böyle olmasını umuyorum, böyle olduğuna inanıyorum, bilhassa referandumdan sonraki süreci böyle okuyorum suçlu olan herkesin gerekli cezayı alması gerekir. Memur-Sen olarak, ülkemize en az 20 yıl kaybettiren, bireyin ve toplumun hayatında maddi ve manevi derin hasarlar bırakan ve millete bedeller ödettiren 28 Şubat sürecinin faillerine en ağır cezaların verilmesini önemsiyoruz. Dava, sadece belirli sayıdaki askeri ve sivil bürokratla sınırlı kalmamalı, darbenin oluşumuna katkı veren medya, Sivil Toplum Kuruluşları ve iş dünyası da dava kapsamına dahil edilmeli ve sonuna kadar üzerine gidilmelidir.
Türkiye’nin referanduma kadar darbecilerin hakim olduğu bir devlet anlayışıyla yönetildiğini kaydeden Saatcı, “Devlet, bürokratik devlet olunca, derin devlet olunca, jakoben devlet olunca bu darbeler oluyordu. 2010 yılında yapılan referandumdan sonra bu anlayış değişmeye başladı. Artık derin devletin milletinden, milletin devletine doğru bir geçiş yaptık. O gün kim ne yanlış yapmışsa hukuk önünde bunun cezasını çekmelidir. Ama yanlış yapmadığı halde suçsuz olarak içeride olan ya da salıverilmiş olarak yargılananlar varsa, elbette onlarla ilgili bir husumet, bir kin, bir şey istiyor değiliz. Ama eğitim hakkını, siyaset hakkını, çalışma hakkını, ideal hakkını, doğuştan gelen mal emniyeti, can emniyeti, din emniyeti, nesil emniyeti gibi bütün bunları gasp edenlerin bugünkü serzenişlerini hukuk devletinin dikkate almaması lazım.”
Millete rağmen bedel ödetenlerin hak ettiği bedeli görmesi lazım diyen Saatcı,”Askeri ikiye ayırmak lazım. Milletin vergisiyle milletin emrinde olan asker, şu andaki asker bu. Milletimizin bu konuda bir rahatsızlığı yok. Hocamız da yaşasaydı, askerin kendi alanında iş yapıyor olmasından rahatsızlık duymazdı. Ama Hocamız eşiyle birlikte bir ilimize gittiğinde orada en asgari insan hakkı nezaketini bile göstermeyen, bu milletin kendisine verdiği paşalık apoletiyle, üniformasıyla bu milletin seçtiği Başbakana hakaret edenleri Başbakanımız Erbakan yaşaydı kucaklardı demek, Erbakan’ın verdiği mücadeleye inanmamak anlamına gelmektedir. Hocamın o günlerde neler çektiğini milletimiz çok iyi biliyor, biz de çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla millet adına iş yapıp da millete rağmen bedel ödetenlerin bugün hak ettiği bedeli görmesi lazım.”
Türkiye’de darbeler; devletin milletinden milletin devletine, kutsal ve otoriter devletten demokratik, sosyal hukuk devletine geçişi engellemek, millet-devlet buluşmasının önünde set oluşturmak için yapılmıştır diyen saatcı,”Toplum mühendisliği yapmaya soyunarak, toplumu ötekilere ayıran, toplumun farklı kesimlerini çatışmaya sevk eden derin devlet, her darbede vesayeti biraz daha kökleştirmiş, elitleri devletin merkezine yerleştirirken, milleti devletten uzaklaştırmıştır. 27 Mayıs darbesiyle “egemenlik hakkının” kullanımını milletten ve milletin temsilcisi TBMM’den alarak vesayet kurumlarıyla paylaşan derin devlet anlayışı, 12 Mart Muhtırası ile bu vesayeti güncellemiş, 12 Eylül darbesiyle de kurumsallaştırmıştır. Darbelerin anası 27 Mayıs’tır. Ancak, darbelerin en şiddetlisi ve toplum üzerinde en çok hasar oluşturanı 28 Şubat’tır.
Diğer darbeler ve antidemokratik süreçler, demokratik hukuk devletine ve demokrasinin varlığına yönelik yapılırken, 28 Şubat darbesi hem demokratik değerlere, hem milli değerlere hem de dini değerlere yani milletin değerlerine yönelik yapılmış yüzyılın en büyük darbesidir. 28 Şubat darbesinin maddi ve manevi hasarını anlamak ve ölçmek için, memuriyetten atılan binlerce insanın hayatına, sürgün edilen on binlerce kamu görevlisinin dramına, fişlenen firmaların yaşadığı sıkıntılara, faili meçhul cinayetlere, ötekileştirilen büyük kitlelere ve içi boşaltılan bankalara bakmak yeterli olacaktır. Bin yıl sürecek denen 28 Şubat süreci, demokratik siyasi güçlerin, sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının ve milletimizin kararlılığıyla sona erdirilmiştir.
Ancak, ekonomistlerin ve siyaset bilimcilerin tahminlerine göre, ülkemiz en az 20 yıl kaybetmiş, dünyadaki rakipleriyle arasındaki makas açılmıştır. Bu süreçte ağır bedeller ödeyen bireylerin ve toplumumuzun ruh ve vicdan dünyasında açılan yaraların kapanması ise uzun yıllar alacaktır. Katsayı adaletsizliği, kesintisiz eğitim, Kur’an öğretimine getirilen yaş sınırlaması ile bireyin ve toplumun dini hayatı ve değerleri üzerinde oluşan derin izler, 4+4+4 kesintili eğitim, okullarda Kur’an ve Siyer derslerinin okutulmaya başlatılması ve Kur’an eğitimindeki yaş sınırlamasının kaldırılmasıyla yeniden inşa ve ihya dönemine girilmiştir. Bu arada 28 Şubat sürecinin failleri tutuksuz olarak yargılanmaktadır. Memur-Sen olarak, ülkemize en az 20 yıl kaybettiren, bireyin ve toplumun hayatında maddi ve manevi derin hasarlar bırakan ve millete bedeller ödettiren bu sürecin faillerine en ağır cezaların verilmesini önemsiyoruz. Dava, sadece belirli sayıdaki askeri ve sivil bürokratla sınırlı kalmamalı, darbenin oluşumuna katkı veren medya, STK’lar ve iş dünyası da dava kapsamına dahil edilmeli ve sonuna kadar üzerine gidilmelidir. Öte yandan başta 28 Şubat olmak üzere darbelerin artçı şokları da devam etmektedir. Türkiye, Gezi Parkı artçı şokundan sonra şimdi de yolsuzluk kılıflı ve uluslar arası destekli yargı darbesi girişimiyle karşı karşıya gelmiştir. Milletin ve sivil toplumun kararlı tutumuyla bu artçı şoklar da püskürtülecek, tarihin çöp sepetinde yerini alacaktır. Memur-Sen, özellikle Ergenekon, Balyoz, Ayışığı, 27 Nisan e-muhtırası, 17 Aralık küresel operasyonu başta olmak üzere darbe girişimlerinin durdurulmasında aktif sorumluluk almış, vesayet rejiminin yeniden kurulmasına izin vermemiştir. Bu kararlı mücadelesiyle Konfederasyonumuzun adı, demokrasi tarihine ve sendikal tarihe altın harflerle yazılmıştır. İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy, “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” demiştir. Biz de Memur-Sen olarak, “Allah bu millete bir daha darbe yaşatmasın, biz de vesayetle mücadele etmek zorunda kalmayalım.”
Bu vesileyle 28 Şubat sürecinde en çok bedel ödemiş 54. Hükümetin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a Allah’tan rahmet diliyoruz.





Amcasının oğlunu silahla yaraladı
Akrabaların kavgasında 2 kadın bıçaklandı
Türk Yıldızlarından Çorum’da görsel şölen
Aile Festivali’nde bir araya geldiler
Doğa severlerin Hitit Yolu yürüyüşü başladı




