Son Güncelleme: 13 Şubat 2015 14:18
Çorum Barosu Başkanı Av. Altan Akpınar, iç güvenlik paketi olarak anılan torba yasa teklifinin derhal geri çekilmesini isteyerek, bu yasanın kabul edilmesi ile demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti olma niteliğinin kaybedileceğini, bu tür uygulamaların ancak olağanüstü durumlarda ve sıkıyönetim hallerinde görüldüğünü söyledi.
Çorum Barosu’nda Av. Altay Uçar, Mehmet Altunkeser, Doğan Öksüz ve Kenan Kellerbağı’nın katılımı ile basın toplantısı düzenleyen Çorum Barosu Başkanı Av. Altan Akpınar, iç güvenliği paketi hakkında ki kaygılarını dile getirdi.
İç Güvenlik Torba Yasa Teklifi ile Türkiye’de adı konulmamış bir sıkıyönetim ilan edilmekte olduğunun altını çizen Akpınar, “10 Şubat 2015 Salı günü Türkiye Barolar Birliği Başkanı Avukat Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Yönetim Kurulu üyeleri ve baro başkanları, kamuoyunda “İç Güvenlik Paketi” olarak anılan torba yasa teklifi hakkında meclisteki grup başkanvekillikleri ile görüşerek basına açıklama yaptı. Basın açıklamasına ve meclis grup başkan vekilleri ile olan görüşmelere Çorum Barosunu temsilen katıldım.
Basın açıklamasının devamında Türkiye Büyük Millet Meclisinde sırasıyla MHP, HDP ve CHP grup başkanvekilleri ile görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler sonucunda; tüm muhalefet partilerinin ortak akılda buluşması, bu yasa teklifinin meclis gündeminden derhal geri çekilmesi konusunda fikir birliği içinde olması şahsıma ve tüm meslektaşlarıma umut vermiştir. Hukuksuzluk karşısında sadece muhalefet partilerinin milletvekillerinin değil, iktidar partisine mensup milletvekillerinin de her zaman bir araya gelmelerini umut ediyoruz.
Bu tasarı meclis gündeminden bir daha gelmemek üzere derhal geri çekilmelidir. Anılan tasarı yasalaşırsa artık Türkiye Cumhuriyeti, Anayasamızda belirtilen; demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti olma niteliğini kaybedecektir. Bu tür uygulamalar ancak olağanüstü durumlarda ve sıkıyönetim hallerinde görülmektedir. İç Güvenlik Torba Yasa Teklifi ile Türkiye’de adı konulmamış bir sıkıyönetim ilan edilmektedir. Bu tasarıyı hazırlayan siyasi iktidar ne tür bir olağanüstü dönemden geçtiğimizi ya da nasıl bir sıkıyönetim halinde olduğumuzu açıklamalıdır.
Bu paket ile toplumsal muhalefetin sesinin kısılması, farklı düşünenlerin baskı, şiddet ve yıldırma ile sindirilmesi, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi yerine, totaliter anlayışın hâkim olduğu, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler ile güvence altına alınmış olan kişi özgürlüğü ve güvenliğinin ortadan kaldırılması hedeflenmiştir.
Kısaca bu tasarı ile getirilen düzenlemelerden bahsetmek istiyorum. 1- Bu tasarı ile; Adli Soruşturmada yetki Cumhuriyet Savcısında iken, gözaltına alma kararında yetkinin Cumhuriyet Savcısından alınarak kolluğa verilmesi, bireysel suçlarda 24 saat, toplu suçlarda kolluğun 48 saat gözaltı uygulaması yapması kişi hürriyeti ve güvenliği, adil yargılanma hakkı bakımından önemli sorunların yaşanmasına neden olacaktır. Yargı yetkisi savcıların elinden alınmakta mülki amirlere verilmektedir. Bir gösteri yürüyüşüne katılarak slogan atan veya zafer işareti yapan kişi; hâkim güvencesi bir yana savcıya haber
bile verilmeden 48 saate kadar kolluk amirinin emriyle gözaltında tutulabilecektir. Bu süre içinde kişi başta gözaltı kararma itiraz, yakınlarına haber verilme, avukatıyla görüşme ve diğer birçok kanuni ve hukuksal güvenceden yoksun kalacaktır.
2- Mülki idare amirlerine, vali ve kaymakamlara “suçun aydınlatılması ve suç faillerinin bulunması için gereken acele tedbirlerin alınması” şeklinde verilen yetkiler, kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti ilkesi ile Anayasa’nın 9. maddesinde düzenlenen yargı yetkisine açıkça aykırılık oluşturmuştur.
Kişilerin üst, eşya ve araçlarının aranmasına dair tedbirlerin uygulanması yargıç kararı olmaksızın, kolluğun keyfiyetine bırakılması son derece tehlikeli bir düzenlemedir. Aynı husus; koruma altına alma ve yakalama gibi tedbirler için de geçerlidir. Artık gözünün üzerinde kaşın var gibi bir bahaneyle üzeriniz ya da aracınız aranabilecektir. Yargı kararı olmadan, telefon dinlemelerin ve üst aramaların önü açılarak, anayasal bir hak olan özel hayatın gizliliği ve haberleşme özgürlüğü keyfi bir şekilde ihlal edilebilecektir.
Yine iletişim araçlarının dinlenmesi gibi kişisel özgürlüklere ilişkin bu kadar yaşamsal bir kararı suçun işlendiği yer hâkimi değil, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi hâkimi verecektir. Polisin keyfi şekilde sıktığı, öldürücü etkileri olabilen biber gazından canını korumak için ağzını yüzünü bezle örten kişilerin terör örgütü üyeliği ile suçlanması muhtemel hale getirilmektedir. Polisimize ve askerimize; tuğlayla, molotof kokteyliyle, taşla, sopayla saldırılmasını asla kabul etmeyiz.
Ancak mevcut kanunlar, zaten bu sayılanların silah olarak değerlendirilmesine izin vermekte ve meşru müdafaa durumunda orantılı güç kullanılması yetkisini tanımaktadır. Dolayısıyla “molotof kokteylini ve sair bazı araçları silah haline getiriyoruz” açıklamaları gerçeği perdelemeyi amaçlamaktadır. Çarpıcı gerçek, yürütme organına yargı yetkisi verilmekte ve böylece temel hak ve hürriyetlerin kullanılamaz hale getirilmekte olduğudur. “İç Güvenlik Paketi” adı altındaki torba yasa teklifinin yasalaşmaması, TBMM gündeminden derhal geri çekilmesi ve siyasi iktidarın bu hukuk tanımazlığına bir son verilmesi gerekmektedir. Avukatlık Yasasının 76. ve 95. maddeleri; Çorum Barosu olarak bu açıklamayı yapmamızı zorunlu kılmaktadır” diye konuştu.
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.





Akrabaların kavgasında 2 kadın bıçaklandı
Türk Yıldızlarından Çorum’da görsel şölen
Aile Festivali’nde bir araya geldiler
Doğa severlerin Hitit Yolu yürüyüşü başladı
Çorum’da organik çöpten elektrik üretiliyor




