Son Güncelleme: 23 Aralık 2015 16:00
Abdullah Yıldız , İlim Yayma Cemiyeti Çorum Şubesi’nce düzenlenen, Çorum Merkez Anadolu İmam Hatip Lisesi ve Hayrettin Karaman Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde gerçekleştirilen “Bir Tevhit Eylemi Namaz” konulu konferansta öğrencilere hitap etti…
Namazın önemini anlatan Abdullah Yıldız gençlere;” Gençler zaman su gibi akıyor. Geçen zamanı kaybetmeyin. Ben şimdi iman ettim namazın önemini kavradım, ben İslamla ilgili her şeyi biliyorum diyorsunuz ama tembellik, sonra kılarım, hele bir okulu bitirim, hele bir iş güç sahibi olayım, diyerek bahaneler uyduruyoruz. Elhamdülillah müslümanız diyoruz. Ama icraat yok. Biz namazsız Müslümanlık diye bir şey icat ettik. Yani namaz kılmadan da Müslüman olunur. Namaz kılmadan da cennete girilir, yok öyle yağma. Namaz kılınmadan cennete girilmez. Cennet öyle ucuz değil. Kuran-ı Kerim’de “Cenneti anahtarı namaz”diyor. Namaz biterse kulluğumuz biter, insanlığımız biter.” dedi.
“HER NAMAZIMIZI SON NAMAZIMIZ GİBİ KILMALIYIZ
Abdullah Yıldız;” Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) namazda huşû eksikliği yaşadığını ve bunu gidermek için ne yapması gerektiğini Efendimize (sav) sorması üzerine; Rasûlüllah (sav) şöyle buyurur: “Ey Ebû Bekir! Her namazını son namazın gibi kıl!” İmam Gazali de, İhyâ’da “Namazlarınızı, dünyaya veda eden kişinin kıldığı gibi kılınız” hadis-i şerifini, namazda huşûyu yakalama bağlamında zikreder. Bu ilkeyi, İslâm tarihinden bir misalle gözümüzde ve gönlümüzde canlandırabiliriz: Mekke müşriklerine esir olarak satılan Hubeyb b. Adiy (r.a.), idam edilmeden önce son bir isteği olup olmadığı sorulunca, iki rekât namaz kılmak ister. Öyle Rabbinin huzurunda ve az sonra O’na (c.c.) kavuşacağının bilinci içinde, öylesine huşû ve hudû dolu bir namaz kılar ki, ‘korktu da uzatıyor’ diyeceklerinden korkmasa, namazı bitirmek niyetinde değildir; ama istemeyerek bitirmek zorunda kalır. İşte her mümin, her namazını Hubeyb’in (r.a) kıldığı o iki rekât namaz gibi kılarsa, inşallah huşû problemi yaşamaz. Ve hatırlamalıyız ki, Müminûn suresinin ilk ayetlerinde; “ancak huşû içinde namaz kılan müminlerin kurtuluşa ereceği” beyan buyurulur.” ifadesini kullandı.

OKU- ANLA – YAŞA
Konferans Kur’an-ı Kerim tilâvetiyle başladı. Kur’an-ı Kerim tilâvetinin ardından Eğitimci – Yazar Abdullah Yıldız, dinleyicilere “ Kur’an-ı Oku, Anla ve Yaşa” temalı konferansını verdi. Abdullah Yıldız , “Kur’an-ı Kerim’i Oku-Anla-Yaşa” başlıklı konferansın özeti ise şöyle: Kur’an’ı Nasıl Okudular? Hiç kuşku yok ki, vahyin bizzat muhatabı olan Allah Resulü (s.a) ile birlikte, vahyin nazil oluşuna tanıklık eden, Kur’an ayetlerinin adeta gökten yağmur yağar gibi sağanak sağanak indiği ortamı teneffüs eden ilk nesillerin Kur’an’ın mesajlarını okuyup algılamaları ve Rabbimizin Kitab-ı Kerim’inde edebileştirdiği üzere “semi’na ve eta’na: işittik ve itaat ettik” şuuruyla hemen uygulayıp hayatlarına aktarmaları, kıyamete kadar gelecek tüm nesillere model oluşturacak olumsuz ve eşsiz tecrübeler niteliğindedir. Onlar, ahlakı Kur’an olan Hz. Peygamber (s.a) “en güzel örnek” kabul ederek “yaşayan Kur’an’lar” oldular. Rasullüllah (s.a) ve kutlu ashabı, Kur’an’ın hayata ve tarihe müdahale eden eli, konuşan dili, yaşayan bedeni oldular. Kur’an’ı Kerim, yirmi üç yıllık nazil olma sürecinde muhatabı olan müminleri adım adım inşa ederken, onların şahsında geleceğin mümin insanlarını ve toplumlarını bekleyen çok ciddi bir tehlikeye de dikkat çeker: Zamanla vahyi gerçekliğe yani Kitabullah’a karşı duyarsızlaşmak! “İnananlar için hala vakit gelmedi mi ki, kalpleri Allah’ın Zikrine (Kur’an’a) ve inen hakka huşu duysun ve bundan önce kendilerine Kitap verilmiş, sonra da üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalpleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar.” ( Hadid 57/16) “Kitabım Kur’an” diyen insanların vahyi gerçekliğe karşı kalplerinin katılaşıp duyarsızlaşmaları üzerinde çok iyi düşünülmelidir. Ashabın Kur’an hocalarından Abdullah Bin Ömer r.a bu ayeti okuduğu zaman ağlamaktan gözleri kan çanağına dönerdi.
Kur’an’ı Nasıl Anladılar?
Allah Resulü ve Ashabı Kur’an’ı “Kalbi Selim” le Okuyup Anladılar. Allah Resulü (s.a) ve ashabı, elbette Kur’an’ı Kerim’i anlamak ve yaşamak gayesiyle okudular. Anlayıp yaşamak niyeti taşımayan bir okuma eylemi, onlar nezdinde anlamsız ve yararsızdı. Bu yüzden onlar, Allah’ın kitabını kalb-i selim ile yürekten okudular. Rabbimiz, kendisine “kalb-i selim” le gelen Hz. İbrahim’i över ve örnek gösterir: “Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka” (Şuara 26/89) Kur’an’ı Anlamada Rasullüllah ve Ashabının İzinden Yürümek. Kur’an’ı Kerim’i insanlara ulaştırıp okumak öğretmek ve arındırmakla (Bakara 2/151), tebliğ etmekle (Maide 5/67) ve açıklayıp tebyin etmekle ( Nahl 16/44) görevli olan Allah Resulü (s.a) aynı zamanda inkârcılara karşı da Kur’an’la mücadele etme talimatını almıştı, Yüce Rabbinden. “Kâfirlere itaat etme ve onlara karşı Kur’an’la büyük bir cihat ver” (Furkan25/52) Allah Resulü insanlar içerisinde Kur’an’ı en iyi bilendi. Zaten mesajı en mükemmel biçimde ulaştırmak için mesajın içeriğini ana hatlarıyla ve ayrıntılarıyla çok iyi kavramış gerekliydi. Kur’an’ın anlaşılmasında Rasulullah’tan sonra ise sahabe gelmekteydi. Sahabe arasında denizler ve dereler gibi olanlar da vardı, ashabın tümü, hiçbir şeyi kaçırmayacak şekilde Kur’an’ın anlamlarının tümünü bilmek durumunda değillerdi. Onlar Kur’an’ın anlaşılmasında kendilerine kapalı gelen yerlerin açıklanması için Peygamberimize başvurdukları gibi kaynakların naklettiğine göre, onların bir kısmı Rasullüllah’ın (s.a) vefatından sonrada bazı ayetlerin anlaşılması hususunda bir kısım sorular sormaya devam ettiler. Ashab-ı Kiramın bu durumu; onların İslam’a girme süreçlerine, meşguliyet anlarına, entelektüel, kültürel ve dinsel imkânlarına, yetişme tarzlarına anlayış ve kavrayış seviyelerine göre değişiyordu. Mesela: Adiy b. Hatem, hicri 9.yılda Müslüman olmuştu.

Kur’an’ı Nasıl Yaşadılar?
Allah u Teala (c.c), tarafından insanlar arasından seçilip kutlu peygamberlik vazifesi ile görevlendirilen Hz. Muhammed (s.a); tüm insanlık için “en güzel örnek” ve “alemlere rahmet” kılınmıştır. Onun büyük ve örnek ahlakı, tepeden tırnağa ilmek ilmek Kur’an ayetleridir ve bu örnek ahlakı, ticaret hayatından devlet yönetimine, diplomatik ilişkilerden savaş hukukuna, cami-cemaat adabından akrabalık ve komşuluk haklarına kadar bütün iş ve ilişkilerini kapsar. Hz. Peygamber’in güzide arkadaşları da ticareti, siyaseti, kardeşliği, aile ilişkilerini, komşuluğu, oturmayı, kalkmayı, selamlaşmayı; kısaca hayatı Kur’an’la yaşama adabını O’ndan öğrenmişler; her anlamda adım adım O’nu takip ve taklit etmişlerdi. Kısaca onlar; hayatın her alanında iliklerine kadar Kur’an’ı yaşamışlardır. Bugünün Müslümanları da, aynen onlar gibi; Kur’an’la oturur Kur’an’la kalkar, Kur’an’la yürür, Kur’an’la konuşur, Kur’an’ı yaşarlarsa… İşte o zaman, o ilk nesli ayağa kaldıran Kur’an, bu çağın Müslümanlarını da yeniden diriltecektir. Verimli geçen program sonrasında İlim Yayma Cemiyeti Çorum Şubesi adına Eğitimci Yazar Abdullah Yıldız’a teşekkür plaketi verildi.








İlçe halkı Sefa için seferber oldu
Trafik Haftasında öğrencilerle etkinlik
Mobil kitap satış tırı Çorum’a geldi
Çorum’da uyuşturucu operasyonu
Çorum’da UMKE gönüllü sayısı 176’ya ulaştı




